Çocuk Masalları UzunEn Güzel MasallarGüzel MasallarMasallarPeri MasallarıPrenses MasallarıUyku MasallarıUzun Masallar

Güzel ve Çirkin Masalı

Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde.. Bir varmış, bir yokmuş. Çok eskilerde zengin mi zengin bir tüccar yaşarmış. Bu tüccarın üç kızı varmış. Tüccarın iki kızı kendilerinden başka bir şey görmezlermiş ve bu yüzden de çok bencillermiş. Fakat küçük kızının hem adı, hem kendi, hem de huyu ‘Güzel’ imiş.

Zengin mi zengin olan tüccar, bir gün gemisinin şiddetli bir fırtına sonucu battığı haberini almış. Acınası adamın bütün varı yoğu, zenginliği bir gecede elinden gitmiş. Zenginlik günleri bitmiş ve küçük bir kasabaya, küçük bir eve yerleşmişler. Bencil olan ilk iki kardeş bu durumdan hiç hoşlanmadıkları gibi bir de bütün işi sevgi dolu, iyi kalpli olan Güzel’in başına yıkmışlar. Yiyip, içip yatan kız kardeşler, Güzel’e de kötü davranıyorlarmış.

Sonra bir gün, zavallı tüccar; fırtınada kaybolan gemilerinden bir tanesinin limana yanaştığını öğrenmiş. Yola çıkmak için hazırlanmış. Kızlarına da ne istediklerini sormuş. Bencil olan kız kardeşler hemen

– Elbise ve mücevher isteriz, demişler.

– Sen ne istersin Güzel?, demiş tüccar.

– Bir gül isterim. O yeter bana, demiş Güzel.

Tüccar yola koyulmuş. Kayıp gemiden biraz para kalmış. Onları da dolandırıcılara kaptırınca hali perişan, eve doğru yola koyulmuş. Bir ormana vardığında akşamın karanlığı bastırmış. Kış ayı olduğu için hava çok soğukmuş. Hem ormanın karanlığı hem de havanın soğukluğu tüccarın daha fazla ilerlemesine izin vermiyormuş.

Atıyla birlikte karlara bata bata giden tüccar, birden ışıkları yanan çok güzel ve gösterişli bir şato görmüş. Bu şato çok tuhafmış. Çünkü bütün ışıklar yanıyor, şömineler yanıyor fakat kimsecikler pencerelerde görünmüyormuş. Şatodan hiç ses de gelmiyormuş. Tüccar bu şatoda biraz soluklanmaya, geceyi burada geçirmenin iyi olacağını düşünerek atını ahıra bağlamış ve şatonun kapısına doğru gitmiş.

Kapı aralıkmış. Tüccar içeri girip seslenmiş fakat sesine cevap veren kimse olmamış. O da masada gördüğü yemeği yiyip hemen bir yatakta uyuyakalmış.

Sabah neşe ile uyanmış ve yanı başında kendisi için bırakılan temiz kıyafetler bulmuş. Salonda da onun için hazırlanmış yine çok güzel bir kahvaltı varmış.

Tüccar bu olanları normal bir şeye bağlayamamış ve:

– Bu şato bana acıyan bir varlığa ait sanırım, keşke ona bir teşekkür edebilsem!, diye düşünmüş.

Şatodan ayrılacağı sırada aklına Güzel’in istediği gül gelmiş ve şatonun bahçesinde de çok güzel güller olduğunu görmüş. Birini koparmış ve ortalık korkutucu bir kükreme ile inlemiş. Tüccarın karşısına çok korkutucu bir canavar çıkmış. Tüccar haliyle çok korkmuş ve bayılacak gibi olmuş.

Canavar konuşmuş:

– Sen ne kıymet bilmez bir adamsın. Ben senin hayatını kurtardım. Sana yemek verdim, güzel yataklarda yatırdım. Yeni giysiler verdim. Sen ise sana yaptığım iyiliklerin karşılığı olarak benim güllerimi çalıyorsun! Şimdi ölmeyi hak ettin!, demiş.

Tüccar korkuyla, dizleri titreyerek diz çökmüş ve konuşmuş:

– Kızlarımdan biri gül istemişti, ona götürmek istedim efendim, demiş.

Canavar bu sözlere çok kızmış:

-Ben bir canavarım, efendi falan değilim, demiş. Daha sonra Canavar, tüccara bir şart koşmuş. Eğer bu şart yerine getirilir ise onu üç ay içinde öldüreceğini söylemiş. Canavarın şartı; tüccarın kızlarından birinin gelip onunla birlikte bu şatoda yaşamasıymış.

Tüccar, atına atlayıp yola koyulmuş. Eve geldiğinde, bencil kızları babalarının onlara mücevher ve elbise getirmediğini görünce çok sinirlenmişler. Tüccar, kızlarına yaşadığı korkunç macerayı anlatırken iki bencil kız kardeş de hiç oralı olmamış. Fakat Güzel, babasının durumuna çok üzülmüş ve konuşmuş:

– Baba, senin başına bu korkutucu olay benim yüzümden geldi. İzin ver Canavar ile yaşamaya ben gideyim, demiş.

Kız kardeşleri de hemen onu onaylamışlar ve:

– Senin suçun, tabi ki sen gideceksin, demişler.

Üç ay geçtikten sonra ihtiyar tüccar, şatoya Güzel ile birlikte gitmiş. Şato çok güzel, diye düşünmüş Güzel. Sofra hazırmış ve masaya oturup yemek yemişler. Yemek bittikten sonra Canavar meydan açıkmış. Güzel, Canavar’ı görünce dizlerinin bağının çözüldüğünü ve titremeye başladığını hissetmiş. Canavar, babasının anlattığından daha korkunçmuş!

Canavar konuşmuş:

– Buraya kendi isteğinle geldin öyle değil mi?, diye sormuş Güzel’e.

– Evet, isteğimle geldim, demiş Güzel.

– Öyleyse baban yarın sabah buradan gidecek ve bir daha asla buraya gelmeyecek, demiş Canavar.

Güzel, sabah olunca çok üzülmüş. Çünkü babası artık gitmiş ve bir daha da onu göremeyecekmiş. Bir süre ağlamış, fakat gördüğü rüyayı hatırlayınca biraz olsun yatışmış. Rüyasına gelen peri, ‘gösterdiği bu cesaretin karşılıksız kalmayacağını söylemiş ve onu böylece umutlu biri haline getirmiş.

Güzel, ‘bu yaşama alışırım belki’ diye düşünmüş ve etrafı keşfe çıkmış. Bahçede dolaşmış, güllerin olduğu tarafa gelince içini biraz üzüntü kaplamış. Daha sonra şatonun içini gezerken çok şaşırmış. Çünkü bir odanın kapısında kendi adı yazıyormuş. Kapıyı açıp içeri bakınca, odanın tam da kendi istediği gibi döşenmiş olduğunu görmüş. Çok mutlu olmuş, oda kitaplar ve müzik aletleri ile doluymuş. Bunları görünce Canavar’ın düşündüğü gibi kötü biri olmadığına kanaat getirmiş. Çünkü kötü biri neden birinin odasını rahat etmesi için düzenlesin ki?

Sonra üzerinde altın yaldızla ‘sevgili kraliçem, her zaman emrinizdeyim.’ yazan bir kitabı eline almış. Güzel yüksek sesle, ‘keşke babamı şu anda görebilsem’ demiş ve odanın ucundaki bir aynada babasının görüntüsü belirmiş. Güzel, yalnızlığını ve ev hasretini biraz olsun böylelikle unutmuş.

Akşam yemek yerken, Canavar’ı görmüş ve Canavar, Güzel’e;

– Güzel, seni izlemem için bana izin verir misin?’ demiş. Güzel;

– Sahibi sizsiniz buranın, demiş. Canavar;

– Hayır, şato her zaman senin emrindedir. İstersen ben şu anda bile gidebilirim! demiş. Canavar bunları söyledikten sonra biraz duraklamış ve Güzel’e;

– Sana bir şey soracağım, benim çok mu çirkin olduğumu düşünüyorsun? demiş. Güzel biraz afallamış ve ne diyeceğini bilememiş. Fakat sonra;

– Bu nasıl söylenir bilmiyorum ama evet, çirkin buluyorum, demiş.

Güzel, yemek yemeyi bitirmiş. Bu sırada da Canavar ona evlenme teklif etmiş ve Güzel de bu teklifi kabul edemeyeceğini dile getirmiş. Canavar bunu duyduktan sonra öyle bir iç çekmiş ki, bütün şatoda bu ses yankılanmış.

Artık her gece, saat 9 olduğunda Canavar, Güzel ile konuşmak için onun yanına gidermiş. Güzel de gün geçtikçe, Canavar’a her gün biraz daha alıştığını düşünmüş. Bazı zamanlar geç kaldığında onu merak etmeye bile başlarmış. İçinden;

– Keşke bu kadar çirkin olmasaydı, keşke.. Bir de hep evlenme teklifi etmesi yok mu, ah ah! Diye kendi kendine sitem ediyormuş. Canavar hep güzelden, onu terk edip gitmesini istemediğini söylüyormuş. Böylece, Güzel’den ona bu anlamda söz vermesini istemiş. Günler birbirinin aynı olarak böyle geçmiş. Tam üç ay böyle geçmiş derken Güzel, bir gün aynadan babasını izlediği sırada kötü durumda olduğunu ve hasta olduğunu görmüş. Eve gitmeyi kafasına koymuş ve Canavar’a bu isteğini dile getirmiş.

Canavar, Güzel’in gidebileceğini söylemiş fakat geri dönmezse de kederinden öleceğini de söylemeyi ihmal etmemiş. Devamında ise şunları söylemiş:

– Elbette gidebilirsin Güzel, fakat korkuyorum ki babanın yanında kalmak istersin ve buraya dönmeyeceksin.. Ama eğer fikrini değiştirirsen de yüzüğünü yatağının yanındaki sehpaya koyarsan sabah gözlerini bu şatoda açarsın, demiş.

Güzel, bir hafta sonra döneceğine söz vermiş.

Ertesi gün Güzel, babasının evinde başlamış güne. Babası onu görünce çok sevinmiş ve kendisini daha iyi hissetmiş. O gün, evlenmiş olan kız kardeşleri de babalarını ziyarete gelmişler ve Güzel’i evde görünce çok kıskanmışlar. Bunun üzerinde bir kardeşi diğerine:

-Beni dinle, Güzel’e bir oyun oynayalım ve o burada bir haftadan daha fazla kalsın. Belki böylece Canavar sinirlenir ve gelip onu öldürür, demiş. Bu nedenle de Güzel’in karşısına ağlayarak çıkmışlar ve ondan ayrılmak istemediklerini, biraz daha kalmasını istediklerini söylemişler. Böylece Güzel, bir hafta daha fazla kalmaya söz vermiş.

Bunun üzerinden çok geçmeden Güzel, Canavar’ı çok özlediğini fark etmiş. Gece uyurken gördüğü rüya da onun bu hissini daha da artırmış. Güzel, rüyasında Canavar’ın şatonun bahçesinde cansız bir şekilde yattığını görmüş. Uyanınca çok üzülmüş ve kendini acımasız olmakla suçlamış. Hemen yüzüğünü sehpanın üzerine bırakmış ve sabah şatoda gözlerini açmış.

Akşam olunca Canavar’ın saat 9’da geleceğini düşünerek odasında beklemeye başlamış. Saat 9 olmuş fakat Canavar gelmemiş. Saat 9’u geçmiş Canavar yine gelmemiş. Güzel artık endişelenmeye başlamış. Birden korka korka bahçeye doğru koşmuş. Orada Canavar’ın boylu boyunca yerde yattığını görünce çok üzülmüş ve:

– Ben onun ölümüne sebep oldum, diye düşünmeye başlamış.

Hemen Canavar’ın yanına gitmiş ve kalbinin hala attığını görünce derin bir nefes almış. Canavar’a sarılmış. Canavar konuşmuş:

– Gittiğinde artık dönmeyeceğini düşündüm ve hiçbir şey yiyemedim, hiçbir şey içemedim. Kendimi çok kötü hissettim bu yüzden de ölmeye hazırlandım’ demiş Canavar güçsüz bir sesle. Güzel;

– Canavar, ben seni seviyorum ve seninle evlenmek istiyorum! demiş. Güzel’in bunları söylediği sırada şatoda çok garip şeyler olmaya başlamış. Etraf ışıltılarla ve güzellikler ile dolmuş. Bu ışıltıdan gözleri kamaşan Güzel, etrafı aramış fakat Canavar’ın yattığı yerde kimsenin olmadığını görmüş. Onun yerinde ayakta duran yakışıklı mı yakışıklı, genç mi genç bir prens duruyormuş.

Güzel, bu yakışıklı prensi karşısında görünce çok şaşırmış. Fakat sonra ağlayarak:

– Ben Canavar’ı istiyorum, o nereye gitti?, demiş. Prens ayağa kalkarak:

– O Canavar bendim, Güzel. Kötü olan bir peri beni bu bedene hapsetmiş ve yüzüne bakılamayacak kadar çirkin biri yapmıştı. Eğer sen benimle evlenmek istediğini dile getirmeseydin ben ömrümün sonuna kadar o bedende hapis kalacaktım. Teşekkür ederim Güzel!, demiş. Daha sonra beraber şatoya gitmişler. Güzel şatoda, babasını görünce çok şaşırmış. Babasının yanında ise rüyasında gördüğü iyi peri ile karşılaşmış. Peri Güzel’e:

– Bak, babana karşı gösterdiğin fedakârlığın ve cesaretin ödülünü aldın, demiş.

Daha sonra Peri, elindeki sihirli değneği sallamış ve bir anda herkes, Prens’in şatosunda bulmuşlar kendilerini. Şatoda olan halk, Prens’i alkışlarla selamlamışlar. Bunun üzerinden çok fazla bir zaman geçmeden de Prens ve Canavar evlenmişler. Böylece dünyanın da gelmiş geçmiş en mutlu çifti olmuşlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu